Yazar: Metin Yılmaz

  • Nevşehir Seyahat Rehberi

    Nevşehir Seyahat Rehberi

    Fotoğraflarda gördüğünüz Kapadokya ile gerçekte gördüğünüz Kapadokya aynı şey değil.

    Yol ve İlk İzlenim

    Nevşehir, Kapadokya’nın en bilinen yüzü. Ama buraya gelince anlıyorsun ki, gördüğün fotoğrafların çok daha ötesinde bir yer.

    Bu seyahat, tek başıma yaptığım yolculuklardan biraz farklıydı. Bölgeyi bilen bir arkadaşımızın yönlendirmesiyle planımızı şekillendirdik.

    Nevşehir’de araç kiralama seçenekleri sınırlı olduğu için Kayseri üzerinden ilerlemek en mantıklı seçenekti. İstanbul’dan kısa bir uçuşla Kayseri’ye ulaşıp aracımızı buradan teslim aldık. Verilen aracın kapalı kasa bir pikap olması ilk başta şaşırtıcıydı ama yola çıkınca nedenini anladık. Bölgenin yolları, alışık olduğumuz şehir sürüşünden oldukça farklı.

    Kayseri’den yaklaşık bir saatlik bir yolculukla Nevşehir’e ulaşıyoruz. Kalacağımız taş oteli bulup yerleşiyoruz. Local Cave House Hotel, sakinliği, temizliği ve konumu ile oldukça keyifli bir deneyim sunuyor. Bölgeye gidecekler için rahatlıkla önerilebilir.

    Kapadokya, yalnızca doğal güzellikleriyle değil, çok katmanlı tarihiyle de dikkat çekiyor. İnsan yerleşiminin Paleolitik döneme kadar uzandığı bu bölgede, kayalara oyulmuş evler, kiliseler ve yer altı şehirleri bulunuyor. Roma döneminde baskıdan kaçan Hıristiyanlar için önemli bir sığınak haline gelen Kapadokya, yüzyıllar boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapmış.

    Bugün bu tarihi yapıların arasında dolaşırken hayranlık kadar üzüntü de hissediyorsunuz. Sprey boyalar, kazınmış yazılar ve bilinçsiz müdahaleler, bu eşsiz mirası zedeliyor. Bu kadar değerli bir coğrafyanın daha iyi korunması gerektiği çok açık.

    Tophane ve Bursa merkez
    Kapadokya balonları

    Balonlar ve Sabah Işığı

    Sabah erken saatlerde balonların kalkışını izlemek için yola çıkıyoruz. Balonların şişirilişi bile başlı başına bir görsel şölen. Kısa süre sonra gökyüzü yavaş yavaş renkleniyor ve balonlar süzülmeye başlıyor. Daha iyi bir açı yakalamak için yer değiştiriyoruz ve manzara giderek daha etkileyici hale geliyor.

    Yaklaşık bir saat içinde balonlar farklı yönlere doğru dağılmaya başlıyor. İniş yapılan noktalarda ekiplerin hızlıca organize oluşu da ayrıca dikkat çekici. Balon turu fiyatları yüksek sayılabilir ama deneyimin kendisi oldukça özel. Bizim şansımıza rüzgar nedeniyle uçuş iptal oldu, bir dahaki sefere diyerek bu deneyimi erteledik.

    Göreme ve Açık Hava Müzesi

    Balon çekimlerinden sonra Göreme Açık Hava Müzesi’ne geçiyoruz. Bölge, kiliseler, yaşam alanları ve çeşitli yapılarla dolu. Kayalara oyulmuş detayları yakından görmek oldukça etkileyici.

    Atlar, Develer ve Avanos

    Dönüş yolunda develer ve atlarla karşılaşıyoruz. Deveye binmek kısa ama ilginç bir deneyimdi. Kalkarken ve inerken beklenmedik derecede zorlayıcı olabiliyor. Ardından at binme deneyimi geliyor. Açıkçası bu, gezinin en keyifli anlarından biriydi. Atın hareketiyle birlikte insanın ritmi de değişiyor; oldukça farklı bir his.

    Güray Seramik Müzesi, Kapadokya’daki en ilginç duraklardan biri. Hem tarihi eserleri görmek hem de atölyede üretim sürecine dahil olmak mümkün. Buradan alınabilecek hediyelikler de diğer yerlere göre çok daha karakterli.

    Tophane ve Bursa merkez
    Güray Seramik

    Avanos, Kızıl Vadi ve Gün Batımı

    Avanos’ta Kızılırmak kıyısında kısa bir mola veriyoruz. Suyun akışını izlemek, günün temposunu biraz yavaşlatmak için iyi bir fırsat.

    Gün batımı için Kızıl Vadi’ye geçiyoruz. Vadi, adını gün batımındaki kızıl tonlardan alıyor ve bu anı izlemek gerçekten etkileyici. Güneş battıktan sonra gelen mavi saat ise bambaşka bir atmosfer sunuyor.

    Yeraltı Şehri

    Yeraltı şehirleri ise Kapadokya deneyiminin en çarpıcı bölümlerinden biri. Dar geçitler, alçak tavanlar ve karmaşık yapılar, burada yaşayan insanların ne kadar zorlu koşullarda hayat kurduğunu gösteriyor. Kapıları kapatan dev taşlar ve savunma sistemleri ise oldukça etkileyici.

    Kapadokya’da rahat hareket edebilmek için iyi bir yürüyüş ayakkabısı şart. Zemin yer yer kaygan ve eğimli olabiliyor.

    Sonuç olarak Kapadokya, her ziyaretinizde farklı bir yönünü keşfedebileceğiniz bir coğrafya. Balonla gökyüzünden görmek, vadilerde yürümek, at sırtında gezmek… Her biri ayrı bir deneyim.

    Bu seyahatte bize yardımcı olan ve misafirperverlikleriyle süreci daha da keyifli hale getiren herkese ayrıca teşekkür ederim.

    Tophane ve Bursa merkez
    Evet, o uzakta görünen kişi benim.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için vize gerekmiyor.

    Çantada neler olmalı?

    Su, küçük atıştırmalıklar ve rahat bir yürüyüş için uygun ayakkabı yeterli olacaktır.

    Nerede konaklanmalı?

    Local Cave House Hotel, konumu ve sakinliği ile iyi bir tercih.

    Ne yenir?

    Bölgede açık hava restoranlarında keyifli yemekler bulmak mümkün. Yerel mutfağı denemek önerilir.

    Ne alınır?

    Seramik ürünler ve küçük hediyelikler öne çıkıyor. Güray Seramik Müzesi iyi bir seçenek.

    İnsanlar nasıl?

    Bölge insanı oldukça sıcak ve misafirperver.

    Ne zaman gidilmeli?

    Yılın her döneminde gidilebilir. Karasal iklim nedeniyle sıcaklık farklarına hazırlıklı olunmalı.

    Mutlaka görülmeli

    • Göreme Açık Hava Müzesi
    • Paşabağ
    • Devrent Vadisi
    • Aşk Vadisi
    • Üç Güzeller
    • Derinkuyu Yeraltı Şehri
    • Avanos
    • Kızıl Vadi

    Ne kadar süre kalmalı?

    En az 2–3 gün ideal. Daha uzun kaldıkça seçeneklerin arttığını fark ediyorsunuz.

  • Bursa Seyahat Rehberi

    Bursa Seyahat Rehberi

    Bursa’yı herkes bilir. Ama yakından bakınca, anlatılan şehirle görülen şehir pek aynı değil.

    Öyle sanıyorum ki bu yazıyı okuyanların büyük bir kısmı Bursa’yı görmüştür. Görenlerin çoğu da muhtemelen benden daha fazla yer gezmiş, Bursa’yı benden daha iyi biliyordur. O zaman ben bu yazıyı neden yazıyorum? Çünkü gittiğim her şehri bu sitede bir iz olarak bırakmak istiyorum. Bir de bu yazıları “yazdım bitti” diye değil, dönüp dönüp güncellemek için seviyorum. Bursa’ya yeniden gittikçe, gördüğüm yeni yerleri de bu yazıya eklemek istiyorum.

    Bu girişin küçük bir savunma gibi durduğunun farkındayım. “Bu ne biçim Bursa rehberi?” diyecek olanlara karşı baştan minik bir açıklama gibi düşünün. Çünkü burada bütün Bursa’yı anlatmak gibi bir iddiam yok. Sadece benim gördüğüm, denk geldiğim ve aklımda kalan Bursa var.

    Bursa, tarih anlatmaya başlarsanız uzayıp gidecek şehirlerden biri. Osmanlı’nın kuruluş dönemini, türbeleri, eski yapıları ve köklü geçmişiyle güçlü bir hafızası var. Günümüzde ise sanayisi, kalabalığı ve sürekli büyüyen yapısıyla Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biri. Ama bu yazıda derdim tarih özeti geçmek değil. Benim gözümden Bursa nasıldı, asıl mesele o.

    İlk İzlenimler

    Bursa’da ilk dikkatimi çeken şey temiz ve ferah hava oldu. Hele ki İstanbul’dan geliyorsanız bunu fark etmemeniz zor. Şehir daha ilk saatlerde “en azından hava konusunda doğru yere geldin” dedirtiyor.

    Doğa sporları tarafında da güçlü bir yer. Ormanlık alanlar, bisiklet parkurları, göller, Uludağ… Bu konuda söyleyecek kötü bir şey bulmak zor. Hatta benim bilmediğim daha birçok imkan olduğuna da eminim.

    Ama her şey tozpembe değil. Bursa’da gözüme çarpan en rahatsız edici şeylerden biri, kendini fazlasıyla önemli sanan zengin profili oldu. Her şehirde vardır böyle tipler ama burada biraz daha görünür gibiydi. Araç kullanımlarından insan ilişkilerine kadar “ben oldum, siz çekilin” tavrı hissediliyor. Bursa’ya özgü tek sorun bu değil elbette ama denk gelince unutması da kolay olmuyor.

    Bir diğer mesele ise bakış açısı. Bursa muhafazakar bir şehir ve bunu özellikle kadınlar daha hızlı hissedebilir. “Modern şehir” tabelasıyla gezmek başka, günlük hayatta o bakışla karşılaşmak başka. Çok sert anlatmak istemiyorum ama hiç yokmuş gibi davranmak da doğru olmaz.

    Şehirleşme tarafı da ayrı bir konu. Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi burada da “madem yeni yapıyoruz, bari düzgün yapalım” fikri pek baskın görünmüyor. Bazı bölgelerde aceleye gelmiş, karakterini yitirmiş bir kentleşme hissi var. Nilüfer tarafı ise ilk bakışta biraz daha derli toplu duruyor.

    Merkez, Türbeler ve Eski Bursa

    İstanbul’dan geldiğimde arkadaşım beni karşıladı. Kısa bir Bursa turundan sonra soluğu İskender’de aldık. Ama öyle rastgele bir İskender değil; bildiğiniz, gerçekten et olduğu anlaşılan bir İskender. Aç kalmış bir dağ aslanı gibi yedim desem abartmış olmam.

    Ertesi gün yükseklerden başladık. Tarihi İnkaya Çınarı’nı gördükten sonra şehir merkezine indik. Şehre yukarıdan bakınca ilk his çok parlak değil açıkçası. Beton baskın, karakter daha az görünür. Bursa, kuş bakışı bakınca çok şey vermiyor. Ama zaten mesele de burada: kuş değiliz, insanız; şehri insan göz hizasında gezince asıl hikâye orada başlıyor.

    Tophane ve Bursa merkez
    Yukarıdan bakınca fazla şey söylemeyen şehir, sokak seviyesinde biraz daha açılıyor.

    Tophane çevresi, Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleriyle birlikte Bursa’nın tarih duygusunu daha net hissettiren yerlerden biri. Park alanı, türbeler ve çevredeki yapıların bir araya gelişi, kentin geçmişini birkaç dakika içinde görünür hale getiriyor.

    Eski evlerin bulunduğu bölgeler ise bana göre şehrin daha güçlü tarafı. Çünkü Bursa’nın karakteri en çok burada ortaya çıkıyor. Eski doku korunabildiği yerlerde şehir bir anda başka bir tona geçiyor. Cumalıkızık da bu yüzden ilgimi çeken yerlerden biri ama bu gidişte detaylı gezemedim.

    Bursa eski evleri
    Eski Bursa’yı sevmek kolay; yeni Bursa ise aynı cümleyi kurdurmuyor.

    Şehrin asıl derdi biraz da burada başlıyor zaten. Bir yanda tarih, eski evler, köklü yapı; diğer yanda karakterini kolayca teslim eden yeni yerleşimler. Bursa’nın doğası hâlâ güçlü ama şehirle arasındaki denge çoktan bozulmuş gibi. Uzaktan baktığınızda yeşil bir şehir hissi var; yakına gelince beton daha baskın çıkıyor.

    Bursa’da Yaşanır mı?

    Bu soru herkes için başka cevap verir elbette. İş imkanları bakımından bakarsanız Bursa; İzmir, Antalya ya da Adana gibi birçok şehirden daha güçlü görünüyor. O yüzden “iş için gelinir mi?” sorusuna evet demek kolay. Ama “yaşamak ister miyim?” sorusunda ben o kadar hızlı evet diyemiyorum.

    Benim için Bursa’nın güçlü tarafı merkezinden çok doğası. Bu yüzden tekrar gidersem bu kez şehir merkezine daha az, doğaya daha çok zaman ayırmak isterim. Arabayı ve betonu biraz geride bırakıp, Bursa’nın gerçekten güzel olduğu yerlere gitmek daha cazip geliyor.

    Yani kısacası: Bursa kötü bir şehir değil. Ama benim için güzel tarafı, şehrin kendisinden çok şehirden kaçabildiğiniz yerlerde başlıyor.

    Bursa şehirleşme ve manzara
    Doğa tamamen kaybolmuş değil; ama şehir onu rahat bırakmış da sayılmaz.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Türkiye’de yaşıyorsanız vize sorununuz yok.

    Çantada neler olmalı?

    Su ve küçük atıştırmalıklar her zamanki gibi iyi fikir. Çok yaratıcı bir cevap olmadı ama bazen en doğru cevap en sıkıcı olanı.

    Nerede konaklanmalı?

    Ben arkadaşımda kaldığım için bu konuda net bir otel önerim yok.

    Ne yenir?

    İskender. Başka cevap vermek Bursa’ya ayıp olur. Yanına kestane şekeri de eklenebilir.

    Hatıra olarak ne alınır?

    Magnet, kartpostal, kestane şekeri ya da ipek ürünler düşünülebilir.

    İnsanlarla iletişim nasıl?

    Biraz denk geldiğiniz kişiye bağlı. Çok iyi insanlarla da karşılaşabilirsiniz, “ben niye buna maruz kaldım” dedirten tiplerle de. Genel olarak ciddi bir sorun yaşamadım ama çok romantik bir tablo da çizemem.

    Ne zaman gidilmeli?

    Uludağ planı varsa kış, şehir ve çevre gezisi içinse ilkbahar ve sonbahar daha rahat olabilir.

    Mutlaka görülmeli

    • Tophane
    • Ulu Cami
    • Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbeleri
    • Yeşil Türbe
    • Cumalıkızık
    • Uludağ
    • Ulubat Gölü
    • Suuçtu Şelalesi

    Ne kadar süre kalmalı?

    Şehir merkezi ve temel tarihi yerler için 2 gün yeterli. Doğa rotaları eklenecekse 3–4 güne çıkabilir.

  • Viyana Seyahat Rehberi

    Viyana Seyahat Rehberi

    Viyana’yı insan daha gelmeden büyütüyor. Tarihi, adı, ünü derken gözünde başka bir yere dönüşüyor. Belki mesele de burada başlıyor; çünkü gidince gördüğün şehirle kafanda kurduğun şehir tam olarak aynı olmuyor.

    Bratislava’dan Viyana’ya doğru yola çıkıyorum. Yol gerçekten çok güzel. Tarlalar, düzenli evler, sakinlik ve iki şehir arasında neredeyse fark edilmeyen bir geçiş hissi… Zaten iki ülke arası mesafe kısa, Avrupa Birliği içinde yolculuk edince sınır duygusu da iyice siliniyor.

    Camdan dışarı bakarken şu düşünce aklıma takılıyor: Bu yol üzerinde yaşayan insanlar, benim hayran hayran izlediğim manzaraların içinde her gün yaşıyor. İnsan bazen başkasının sıradan hayatına bile imrenebiliyor.

    Birkaç saat sonra Viyana’ya varıyorum. Tarih kitaplarında adı sürekli geçen, Osmanlı’nın kapılarına kadar geldiği o şehir artık benim de yürüyüp bakacağım bir yer olmuş durumda. Bu kısmı uzatmak istemiyorum ama Viyana’nın tarihsel ağırlığı, şehre gelmeden önce insanın beklentisini zaten yeterince yükseltiyor.

    Otobüsten indiğim yer merkezden uzaktı. Metroya geçip offline harita yardımıyla kalacağım yere doğru ilerledim. Metro işi zaten Avrupa’da alıştığımız kadar kolay. Yolda birkaç Türk’e denk geldim; ama herkes kendi halinde, kimsenin kimseyle ilgilendiği yok.

    Otele vardığımda hava kararmıştı ve şehir garip derecede sessizdi. Öyle “in cin top oynuyor” hali bile değil; top mop da yok. Son topu atan Osmanlı olabilir diye düşünüp kendi kendime güldüm. Sessizlik normalde güzel bir şeydir ama yabancı bir şehirde ilk gece olunca insana az biraz tedirginlik de veriyor.

    Otel kısmı çok parlak değildi. Resepsiyondaki görevliyle iletişim ayrı bir mücadeleye dönüştü. Neyse ki bu fasıl uzun sürmedi ve ultra küçük ama ekonomik odama geçip, yorgunluktan direkt yatağa yığıldım.

    Viyana şehir görünümü
    Viyana’nın adı büyük; şehirle kurduğun ilişki ise beklentine göre değişiyor.

    İlk Sabah: Güzel Ama Mesafeli

    Sabah dışarı çıktığımda geceki tedirginlikten eser kalmamıştı. Hava açıktı, şehir aydınlıktı ve ilk birkaç dakikada karşıma çıkan binalar Viyana’nın neden bu kadar övüldüğünü göstermeye başlamıştı.

    Gerçekten çok güzel yapılar var. Hatta bazen öyle bir noktaya geliyor ki, “Burada çirkin bina yapmamaya özel bir gayret mi göstermişler?” diye düşünüyorsunuz. Ama işin ilginç tarafı şu: Bir süre sonra bu güzellik bile alışkanlığa dönüşüyor. Çünkü Viyana sizi sürekli etkilemeye çalışan bir şehir değil; daha çok belli bir standardı zaten kurmuş ve onun içinde yaşamaya devam eden bir şehir gibi.

    Viyana'da tarihi yapı
    Viyana’da güzel bina görmek zor değil; zor olan, bir süre sonra buna alışmamak.

    Aziz Stefan Katedrali, Parlamento Binası, Burgtheater, Hofburg çevresi… Bunların her biri etkileyici yapılar. Özellikle korunmuşluk hissi insana ister istemez saygı uyandırıyor. 1147’de yapılmış bir yapının hâlâ bütün heybetiyle karşında durması, insanı sadece estetik olarak değil, kültürel olarak da düşündürüyor.

    Ama bir yandan da şunu hissettim: Viyana çok güçlü bir şehir olabilir, ama bende beklediğim kadar büyük bir etki bırakmadı. Güzel, düzenli, tarihi, ağırbaşlı… Hepsi tamam. Ama bazen bir şehir yalnızca “iyi kurulmuş” olduğu için insanı büyülemiyor.

    Merkez, Kalabalık ve Fazla Düzen

    Şehir merkezinde fazla oyalanmadım. Çünkü bilindik Avrupa merkezi hissi burada da var: düzenli sokaklar, turist akışı, mağazalar, tarihi binalar, at arabaları, müzeler… Her şey yerli yerinde. Belki de sorun tam burada; fazla yerli yerinde olması.

    Bir de şu at arabaları meselesi var. Nostaljik diye sevilen şeylerin bazen daha yakına gelince o kadar da romantik olmadığını hatırlatıyor insana. Görüntü güzel, fikir hoş ama koku kısmı aynı derecede etkileyici değil.

    Kunsthaus ise şehirde beni en çok ilgilendiren yerlerden biri oldu. Çünkü Viyana’nın genel düzenli, simetrik ve kontrollü yapısının içinde bir anda ters köşe yapan bir mimariyle karşılaşıyorsunuz. Yamuk, farklı, eğri büğrü ve bu yüzden daha canlı.

    Kunsthaus Vienna
    Şehrin fazla kontrollü düzeni içinde, biraz tuhaf olan şey daha akılda kalıyor.

    Hofburg İmparatorluk Sarayı, Maria Theresa heykeli, Natural History Museum, Mumok… Liste uzayıp gidiyor. Görülecek yer çok. Burada sorun seçenek azlığı değil, tam tersine fazlalığı. Eğer müze seviyorsanız Viyana sizi uzun süre meşgul edebilir.

    Ama ben yine aynı noktaya dönüyorum: Şehir çok iyi kurulmuş, çok iyi korunmuş, çok iyi paketlenmiş. Fakat bazen bu kadar yapı, bu kadar taş, bu kadar anıtsallık insana az biraz boğucu da gelebiliyor. Bende öyle oldu.

    Sonuç: Beklentiyi Ayarlamak Gerek

    Viyana düşündüğüm kadar etkilemedi beni. Güzel binaları var, güçlü müzeleri var, tarih zaten fazlasıyla var. Ama bunlar Avrupa’nın başka şehirlerinde de var. O yüzden Viyana’yı gözümde fazla büyüttüğüm için, şehir bana biraz daha mesafeli göründü.

    Bana en çok hissettirdiği şey şu oldu: Viyana’ya çok büyük beklentiyle gitmeyin. Güzel bir Avrupa başkenti, evet. Ama her Avrupa başkenti kadar güzel. Bende bıraktığı his, “çok iyi ama beni sarsmadı” oldu.

    Eğer bir gün yeniden gidersem bu kez merkezden daha çabuk uzaklaşırım. Çünkü bence işin rengi orada değişiyor. Avusturya’nın kırsalı, daha sakin ve daha doğal tarafı, şehir merkezinden daha fazla şey vaat ediyor olabilir.

    Viyana sokakları
    Viyana’yı sevmek zor değil; ama herkesin düşündüğü kadar etkilenmek de şart değil.

    Yine de gidilmeli mi? Evet, kesinlikle gidilmeli. Opera izlenmeli, müzeler gezilmeli, şehir merkezinin dışına çıkılmalı. Benim yapamadığım bazı şeyler sizde asıl etkiyi yaratabilir. Belki mesele de budur; bazı şehirleri tam anlamak için ikinci bir şans gerekir.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Evet. Schengen vizesi ile giriş yapılabilir.

    Çantada neler olmalı?

    Her zamanki gibi su, küçük atıştırmalıklar ve rahat yürüyüş için uygun ayakkabı yeterli olur.

    Nerede konaklanmalı?

    Ben ekonomik bir otelde kaldım. Grup halinde gidiliyorsa hostel seçeneği daha mantıklı olabilir.

    Ne yenir, ne içilir?

    Ben bu seyahatte daha pratik beslendim. Ama kahve konusunda şehir güçlü bir izlenim bırakıyor.

    Hatıra olarak ne alınır?

    Julius Meinl kahveleri iyi bir seçenek olabilir. Ben yine klasik çizgimden sapmayıp magnet aldım.

    İnsanlarla iletişim nasıl?

    Çok uzun sohbetlerim olmadı ama genel olarak yardım isteme konusunda bir sorun yaşamadım.

    Ne zaman gidilmeli?

    Bahar ayları en rahat dönem gibi görünüyor.

    Mutlaka görülmeli

    • Hofburg İmparatorluk Sarayı
    • Aziz Stefan Katedrali
    • Parlamento Binası
    • Kunsthaus Wien
    • Maria Theresa Anıtı
    • Natural History Museum
    • Mumok
    • Albertina Müzesi

    Ne kadar süre kalmalı?

    Bence 2 gün minimum. Şehir merkezi dışında yerlere de gidilecekse 3–4 gün daha mantıklı olur.

  • Bratislava Seyahat Rehberi

    Bratislava Seyahat Rehberi

    Bratislava’ya büyük bir beklentiyle gelmedim. Ama ilk karşılaşma yine de beklediğim gibi olmadı.

    Budapeşte’den sonra Bratislava’ya doğru yola çıkıyorum. Burada konaklamayacağım; akşamına Viyana’ya geçeceğim. Okuduklarıma göre şehir için bir gün yeterli. Hatta fazlası bile olabilir diyorlar. Bakalım gerçekten öyle mi diye düşünüyorum.

    Otobüsten iner inmez ilk şoku yaşıyorum. Otogar oldukça kötü durumda. Sabah erken saat, anlıyorum ama her yer kapalı. Küçük, sıkışık ve biraz da bakımsız. “Avrupa’dasın, bir şeyler daha iyi olur” beklentisi burada direkt kırılıyor.

    Üstüne bir de emanetçi yok. Çanta sırtımda gezmeye başlıyorum. Çok konforlu değil ama gezginlik biraz da bunu kabullenmek zaten.

    Bratislava genel görünüm
    İlk izlenim çok güçlü değil, ama şehir kendini yavaş yavaş açıyor.

    Sabah, Sessizlik ve İlk Adımlar

    Şehre doğru yürüdükçe sokakların boşluğu dikkat çekiyor. Saat erken, nüfus zaten az. Bu yüzden Bratislava ilk başta biraz “kimsesiz” hissi veriyor.

    Açlıktan bir kafe arıyorum. Yeni açılan bir yer buluyorum. Kahve var mı diye soruyorum, sonrası zaten klasik. Aç olunca her şey güzel geliyor. Ama kahve gerçekten iyiydi, onu teslim edeyim.

    Kahve varsa, her şey biraz daha katlanılır hale geliyor.

    Old Town: Küçük Ama Karakterli

    Yönümü old town’a çeviriyorum. Genelde eski şehirler beni yanıltmaz, burası da yanıltmıyor. Küçük bir meydan, dar sokaklar ve korunmuş yapıların oluşturduğu sade ama keyifli bir atmosfer var.

    Bratislava old town
    Küçük ama karakteri olan bir eski şehir.

    Dar sokaklarda gezerken ilginç bir his oluşuyor. Bazı yerler huzurlu, bazıları biraz hüzünlü, bazıları ise nedensiz şekilde rahatsız edici. Havanın güzel olmasına rağmen bu değişen his garip ama hoş.

    Şehir genel olarak tarihi dokusunu korumuş. En azından gözle görülür bir bozulma yok. Bu bile tek başına büyük bir artı.

    Ve evet, ağaçlar var. Meydanlarda, sokaklarda. Bizdeki beton meydanlardan sonra insana fazla normal gelen şeyler burada lüks gibi duruyor.

    Kale ve Manzara

    Şehrin en önemli noktalarından biri olan Bratislava Kalesi’ne çıkıyorum. Yol biraz yorucu, özellikle sırtında çanta varsa.

    Ama kaleye vardığımda küçük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Dışarıdan bakınca biraz “eski hastane binası” hissi veriyor. Beklentim daha farklıydı.

    Bratislava kalesi
    Kalenin kendisi değil, manzarası akılda kalıyor.

    Ama arkamı dönünce manzara işi kurtarıyor. Tuna, köprüler ve şehir görünümü gerçekten güzel. Bazen bir yerin kendisi değil, sunduğu manzara değerli oluyor.

    İnişte farklı bir yol deniyorum. Daha doğal, daha güzel ama sonunda beklemediğim bir şeyle karşılaşıyorum: çöp. Avrupa’da görünce insan daha çok şaşırıyor. Sonra da kendi kendine “ne çabuk alışmışım temizliğe” diye düşünüyorsun.

    Sonuç

    Bratislava küçük, sakin ve gezmesi kolay bir şehir. Ama abartılacak bir yanı da yok. “Bir gün yeter” diyenler haklı. Hatta daha az sürede bile gezilebilir.

    Yine de geçerken uğranacak, birkaç saat yürüyüp kahve içilecek, sonra yola devam edilecek şehirlerden biri.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Evet, Schengen vizesi gerekiyor.

    Çantada neler olmalı?

    Su, atıştırmalık ve rahat ayakkabı yeterli.

    Ne yenir?

    Kahve iyi. Yerel yemek olarak Bryndové Halušky denenebilir.

    Ne kadar süre?

    1 gün fazlasıyla yeterli. Hatta 4-5 saat bile yetebilir.

  • Budapeşte Seyahat Rehberi

    Budapeşte Seyahat Rehberi

    Budapeşte sıcak, büyük ve etkileyici bir şehir. Ama bazen bir şehrin güzel olması, insanı gerçekten kendine çekmesine yetmiyor.

    Prag’dan otobüse binip Budapeşte’ye doğru yola çıkıyorum. Student Agency Bus temiz, ucuz ve düzenli görünüyor. Yolculuk da fena başlamıyor. Hatta bir ara kendi kendime “Bu sefer güzel bir seyahat olacak galiba” dediğimi hatırlıyorum.

    Yol boyunca birkaç yerde duruyoruz. Demek ki şehirler arası otobüsün dolmuş gibi davranması sadece bize özgü değilmiş. Buna da tamam diyorum. Yanıma oturanlar değişe değişe yolculuk devam ediyor, en son hoş sohbet bir İspanyol öğrenci geliyor. Klasik sorularla başlayan konuşma kısa sürede İspanya’ya bağlanıyor. “Kuzeye değil, güneye gidin” gibi tavsiyeler havada uçuşuyor. Bizde doğu-batı neyse, onlarda kuzey-güney o.

    Akşama doğru Budapeşte’ye varıyorum. İndiğim yer bildiğiniz direk önü. Kocaman şehirler arası yolculuk yapmışsın, finalde bir direğin yanında iniyorsun. Yakında büyük bir gar olmasına rağmen orayı kullanmamaları da ayrı bir konu. Taksiye ihtiyacım yok; çantamı sırtlanıp otele doğru yürümeye başlıyorum.

    Sokaklar fazlasıyla ıssız. İlk kez bu seyahatte kendimi pek güvende hissetmediğimi fark ediyorum. Bunun ne kadarı gerçek, ne kadarı yıllarca maruz kaldığımız filmler ve televizyon saçmalıkları bilmiyorum. Ama hissin kendisi gerçekti. Otele varınca bunu daha net anladım: Yorgunluk, gece ve yabancı bir şehir bazen insanın kafasında fazla şey büyütüyor.

    Budapeşte gece manzarası
    Budapeşte’nin geceyle arası, gündüzden daha iyi.

    İlk Gün: Parklar, Gar ve Sokaklar

    Ertesi gün daha dinlenmiş halde dışarı çıkıyorum. Fotoğraf makinemi görünce resepsiyondaki görevli hemen sohbete giriyor. Meğer kendisi de fotoğraf çekiyormuş. Hangi lens, hangi filtre, hangi teknik derken konu uzuyor. Sonra kendi makinesini getiriyor; silah olarak da kullanılabilecek kadar büyük bir Nikon ve yanında bir sürü ekipman. Ben küçüldükçe o büyüyor. Son olarak “Bu ekipmanla iyi kare yakalayamazsın” deyince klasik Türk refleksiyle içimden “hadi oradan” deyip çıkıyorum.

    Budapeşte’de ilk dikkatimi çeken şeylerden biri parklar oluyor. Özellikle çocukların ve ailelerin parkları kullanma biçimi. Bizdeki “aman düşecek, aman kalkacak” paniği burada yok. Çocuklar düşüyor, kalkıyor, oynuyor, kendi kendine devam ediyor. Bu bile tek başına bir şehir gözlemi aslında.

    Budapeşte parkı
    Parkları görünce insan biraz şunu düşünüyor: çocuk yetiştirmeyi bizden daha sakin biliyor olabilirler.

    Keleti Railway Terminal ise gerçekten etkileyici bir yapı. Dışı da içi de güçlü. Bizde benzer bir yapının nasıl hoyratça harcanabileceğini bildiğim için ister istemez biraz iç çekerek bakıyorum.

    Şehirde uzun uzun yürüdüm. Bazen bu yürüyüşler bir yerin kendisinden daha çok şey söylüyor. Budapeşte’de de öyle oldu. Bazı sokaklar çok güzel, bazıları ise bir anda sönüyor. Şehir bir noktada sizi içine çekiyor, bir noktada bırakıyor.

    Tuna, Heykeller ve Gündüz Hissi

    Tuna nehri boyunca yürürken Triposo’da işaretlediğim yerlerden biri olan Küçük Prens heykeline uğruyorum. Prens demişler ama bana biraz soytarıyı andırdı. Yanlış anlaşılmasın, soytarıyı aşağılamak için söylemiyorum; hatta bazı durumlarda daha üst mertebe sayarım.

    Budapeşte gündüz gözüyle bakınca, bütün ihtişamına rağmen bende çok büyük bir etki bırakmadı. Bunu yazınca sanki şehir kötüymüş gibi anlaşılıyor ama öyle değil. Sadece beklediğim kadar çarpmadı. Tuna güzel, köprüler güzel, yapılar etkileyici; ama bir şey eksik gibi.

    Belki mesele tam da burada. Şehir büyük, tarihi ve güçlü; ama bazen fazla büyük, fazla taşlı ve fazla suskun geliyor. Her şey yerli yerinde ama o yerin içinde insanı içine alacak tılsım bende pek oluşmadı.

    Budapeşte gündüz manzarası
    Gündüz gözüyle bakınca, bütün ihtişamına rağmen biraz mesafeli bir şehir.

    Gece: Şehrin Asıl Yüzü

    Budapeşte’de gece olunca iş değişiyor. Işıklar yanınca şehir bir anda başka bir hale bürünüyor. Özellikle Parlamento Binası neredeyse yeniden çizilmiş gibi duruyor. Gündüz bende çok güçlü bir iz bırakmayan şehir, gece bir anda toparlanıyor.

    Budapeşte Parlamento Binası gece
    Budapeşte’nin en güçlü hali bence gece başlıyor.

    Yine de bu güzellik, nehir boyunca hissediliyor daha çok. Oradan uzaklaşınca şehir bir anda ıssızlaşıyor. Sokaklar boşalıyor, bazı yerler bakımsızlaşıyor, çöpler ve izmaritler görünmeye başlıyor. Bu yüzden Budapeşte bende hep iki farklı şehir gibi kaldı: biri ışıkların altındaki şehir, diğeri ışıklardan uzaklaştığınızda ortaya çıkan.

    Akşam fotoğraf çekmeye çıktığım sırada iki kadın benden fotoğraflarını çekmemi istedi. Klasik turist sahnesi gibi başladı, sonra hızlıca “bir şeyler içelim” noktasına geldi.

    Normalde burada hikâyenin nasıl devam ettiğini tahmin ediyorsunuzdur. Ben de az çok biliyordum. Sonradan öğrendim ki bu işin sonu bazen oldukça pahalıya patlayabiliyormuş. Ekşi’de benzer bir hikâye okudum; adamın biri aynı şekilde bir mekâna götürülmüş, hesap gelince işin rengi değişmiş. Polisi çağırmış ama “zorla mı yaptırdılar?” sorusuna “hayır” deyince konu kapanmış.

    Ben de o noktada fazla düşünmeden teşekkür edip yürümeye devam ettim. Bazen en doğru karar, hiç maceraya girmemek oluyor. Budapeşte’de öğrendiğim şeylerden biri de şu oldu: her davet iyi bir hikâyeye dönüşmeyebilir.

    Sonuç olarak Budapeşte kötü bir şehir değil, hatta birçok açıdan güçlü. Ama bende bıraktığı his beklentimin biraz altında kaldı. Güzel, büyük, tarihi ve geceleri etkileyici. Yine de bütün bu özellikler bazen bir şehri sevmek için yetmiyor.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Evet. Schengen vizesi ile giriş yapılabiliyor.

    Çantada neler olmalı?

    Su, küçük atıştırmalıklar ve rahat yürüyüş ayakkabısı yeterli. Akşam geç saatlerde açık yer bulmak her zaman kolay olmayabiliyor.

    Nerede konaklanmalı?

    Merkeze çok uzak olmayan, metroya yakın bir yer mantıklı. Ben Hotel Fortuna’da kaldım; çok sessiz değildi ama fiyatına göre idare ederdi.

    Ne yenir, ne içilir?

    Kürtőskalács denenebilir. Goulash ve Langos da şehirde sık görülen seçeneklerden.

    Hatıra olarak ne alınır?

    Ben yine klasik çizgiden sapmayıp magnet aldım. Daha yaratıcı davrananlar için şehirde başka seçenekler de bulunur elbette.

    İnsanlarla iletişim nasıl?

    Genelde sorun yaşamadım ama şehir bende hafif bir temkin duygusu bıraktı. Çok sıcak bir his değil, daha mesafeli bir his.

    Ne zaman gidilmeli?

    Soğuk olmayan herhangi bir dönemde rahatça gidilebilir. Bahar ve yaz başı daha keyifli olabilir.

    Mutlaka görülmeli

    • Macaristan Parlamento Binası
    • Chain Bridge
    • Krallar Meydanı
    • Matthias Kilisesi
    • Budapeşte Kalesi
    • Keleti Railway Terminal
    • Margaret Adası
    • Váci Utca

    Ne kadar süre kalmalı?

    2 gün iyi olur. Zaman darsa 1 günde de çok yer görülebilir ama şehir geceyle birlikte anlam kazandığı için en az bir gece kalmak mantıklı.

  • Prag Seyahat Rehberi

    Prag Seyahat Rehberi

    Prag, güzel olduğu için değil; insana bıraktığı duygu yüzünden akılda kalıyor.

    Varşova’dan gece otobüsüne binip sabah Prag’a indim. Yol yorgunluğu vardı ama şehir daha ilk andan başka bir şey vaat ediyordu. Otobüs garı küçük ve sakindi, şehir ise beklediğimden daha ağırbaşlı çıktı. Daha ilk dakikalarda bile her şeyin fazla yerli yerinde olduğu hissi oluşuyor.

    Prag sokakları
    Sessiz ama boş değil. Prag’ın ilk hissi buydu.

    İlk İzlenim

    Prag’da ilk dikkatimi çeken şey binaların kendisi değil, onların nasıl korunduğu oldu. Sokaklar düzenli, yapılar dip dibe ama boğucu değil. Hemen her binada bir detay var; bir süsleme, bir heykel, bir iz. Daha önemlisi bunların çoğu yerinde duruyor. Şehir sanki tarihi sadece saklamamış, onunla yaşamayı da öğrenmiş.

    İster istemez insanın aklına İstanbul geliyor. Bizde de tarih var ama çoğu zaman etrafına bakmaya fırsat vermeyen bir hoyratlık da var. Prag’da ise tam tersi bir hava seziliyor. Burada yapıların önüne geçmeye çalışan şeyler yok. Tabelalar bağırmıyor, dükkânlar kendini göstermeye çalışmıyor. Şehir size sesini yükseltmeden bir şey söylüyor.

    Prag heykelleri
    Şehrin üstünde hafif bir kararma değil, sanki kalıcı bir gölge var.

    Bir de o kararmış yüzeyler var. Heykellerde, duvarlarda, cephelerde. İlk bakışta kirli gibi görünmüyor; daha çok şehrin karakterine işlemiş bir ton gibi. O gotik hava biraz da buradan geliyor sanırım. Parlak değil, pürüzsüz değil ama etkili.

    Şehir Deneyimi

    Şehrin merkezine indikçe o tanıdık Prag görüntüsü daha da belirginleşiyor. Astronomik Saat’in çevresi kalabalık, herkes gösteriyi bekliyor. Ama bence orada asıl etkileyici olan gösteri değil, saatin kendisi.

    Prag astronomik saat
    Kalabalık gösteri için geliyor, şehir ise başka bir şey anlatıyor.

    Bir noktadan sonra şehir seni içine çekmeye başlıyor. Ama bu çekim “güzel olduğu için” değil. Bir kapının önünde duruyorsun, bir sokağın ortasında kalıyorsun, sebepsizce düşünüyorsun.

    Kafka’yı düşünmem de biraz bundan oldu. Her eski kapıda, her karanlık sokakta onun izini aradım. Belki hiç geçmedi oralardan ama şehir buna izin veriyor. Sana o hissi veriyor. Prag’ın bence en güçlü tarafı tam olarak bu: gördüğünden fazlasını düşündürüyor.

    Bu yüzden bazı yerlere yetişememek bile eksiklik gibi gelmedi. Kafka Müzesi’ne gidememek, kaleye çıkamamak… Prag’da bunlar bile deneyimin bir parçası gibi kaldı. Şehir tamamlanmış bir gezi değil de, biraz yarım kalmış bir his gibi yer ediyor insanda.

    Genel Değerlendirme

    Prag herkesin seveceği bir şehir değil. Daha parlak, daha enerjik şehirleri seven biri için fazla kasvetli gelebilir. Ama melankoliyle sorunu olmayan biri için çok güçlü bir yer.

    Benim için Prag güzel bir şehir değil, karakterli bir şehir. Hemen açılmıyor, biraz zaman istiyor. Ama bir noktadan sonra kendini hissettiriyor.

    O yüzden soruya cevap net: gidilir. Ama beklentiyle değil, açık bir zihinle gitmek lazım.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Evet. Schengen vizesi ile giriş yapılabiliyor.

    Çantada neler olmalı?

    Su ve küçük atıştırmalıklar yeterli. Şehri yürüyerek gezdiğiniz için elde bir şeyler olması iyi oluyor.

    Nerede konaklanmalı?

    Merkeze çok uzak olmayan bir yer yeterli. Şehir yürüyerek gezilebildiği için konum çok kritik değil.

    Ne yenir, ne içilir?

    Bende kalan çok güçlü bir yerel tat olmadı. Ama sıcak içecekler bu şehirde iyi gidiyor.

    Hatıra olarak ne alınır?

    Kafka kitabı. Ben almadım, hâlâ da hafif canımı sıkar.

    İnsanlarla iletişim nasıl?

    Mesafeli ama yardımcı bir yaklaşım var. Çok sıcak değil ama problem de yok.

    Ne zaman gidilmeli?

    Sonbahar çok yakışıyor. Serin hava şehirle iyi örtüşüyor.

    Mutlaka görülmeli

    • Astronomik Saat
    • Old Town Meydanı
    • Karl Köprüsü
    • Prag Kalesi
    • Ulusal Müze
    • Franz Kafka Müzesi

    Ne kadar süre kalmalı?

    2 gün ideal. Daha yavaş gezmek isterseniz 3 güne yayılabilir.

  • Varşova Seyahat Rehberi

    Varşova Seyahat Rehberi

    Varsova’da aklımda kalan şehir değil, yaşadığım olay oldu.

    Sabahın çok erken saatlerinde Varsova’ya iniyorum. Hava henüz aydınlanmamış, gar neredeyse bomboş. Açık tek bir yer var, oraya girip kahve alıyorum. Tam o sırada Vilnius’ta tanıştığım arkadaşlarla karşılaşıyorum. Gün doğana kadar sohbet ediyoruz, sonra herkes kendi yoluna dağılıyor.

    Kültür ve Bilim Sarayı
    Şehrin ortasında duran ama kimsenin sahiplenmek istemediği bir yapı.

    İlk İzlenim

    Gardan çıkar çıkmaz karşıma çıkan ilk şey devasa Kültür ve Bilim Sarayı oluyor. Şehrin her yerinden görülen bir yapı ama tuhaf bir şekilde sevilmiyor. Bunun sebebini öğrenince anlam kazanıyor: Stalin’in hediyesi.

    Varsova genel olarak gri bir şehir. Binalar, sokaklar, hava… Hepsi aynı tona yakın. Çok düzenli ama aynı zamanda biraz ruhsuz. İnsanlar da bu havaya uyum sağlamış gibi. Ne çok kaba ne çok sıcak. Arada bir yerde ama mesafeli.

    Varsova Old Town
    Şehrin en yaşanabilir kısmı burası. Geri kalanına göre fazla “canlı”.

    Old Town kısmına geçtiğinizde şehir biraz nefes alıyor. Dar sokaklar, eski yapılar, biraz hareket… Ama o bile tam olarak sizi içine çekmiyor. Sanki her şey olması gerektiği kadar ama bir tık eksik.

    Şehir Deneyimi

    Varsova’da gezerken sürekli aynı hissi yaşadım: her şey var ama bir şey eksik. Parklar var, anıtlar var, tarih var ama şehirle bağ kurmak zor.

    Bir de sürekli tadilat var. Gerçekten abartmıyorum, nereye dönsem bir çalışma, bir kapalı alan. Bir süre sonra şehir değil de şantiyede geziyormuş gibi hissediyorsunuz.

    Varsova metro girişi
    Nadiren bir şey bu kadar kötü tasarlanmış olur.

    Metro girişleri bile tuhaf derecede kötü. Renk uyumu yok, tasarım yok, estetik yok. Küçük bir detay ama şehrin genel hissini çok iyi özetliyor.

    Ve sonra günün asıl hikâyesi geliyor.

    Garın alt katında çantamı almak için ödeme yapmam gerekiyor. Kart geçmiyor, euro geçmiyor, sadece Złoty istiyorlar. Üst kata çıkıp para bozduruyorum. Görevli kadın gereğinden fazla para bozuyor. Aşağı iniyorum, ödemeyi yapıyorum, elimde bir sürü bozuk para kalıyor.

    Tekrar yukarı çıkıp durumu anlatıyorum. Kadın dinlemiyor. İngilizce zaten problem, bir noktadan sonra tamamen Lehçe konuşmaya başlıyor ve yüzüme kapağı kapatıyor.

    Polise gidiyorum. İngilizce yok. Bekliyorum. Gelen polis de dinliyormuş gibi yapıp aynı cümleyi tekrar ediyor: “Ekranda ne yazıyorsa odur.”

    O an anlıyorsun aslında mesele para değil.

    Mesele yaklaşım.

    Kimse yardımcı olmaya çalışmıyor. Kimse çözmek istemiyor. Sadece seni gönderme derdindeler.

    Turist olarak bulunduğun bir şehirde, en merkezi noktada böyle bir deneyim yaşamak tüm günü etkiliyor.

    Genel Değerlendirme

    Varsova kötü bir şehir değil ama zor bir şehir. Kendini sevdirmek için hiçbir çaba harcamıyor. Hatta bazen tam tersi bir etki yaratıyor.

    Tarihleri ağır, bunu hissediyorsunuz. Ama bu ağırlık bazen şehirde yaşayan insanlara da yansımış gibi. Mesafe var, soğukluk var, ilgisizlik var.

    Benim için Varsova, gezdiğim bir şehirden çok yaşadığım bir deneyim olarak kaldı. O deneyim de çok parlak değildi.

    Eğer Polonya’ya gidecekseniz, bence önceliği Krakow’a verin. Varsova için beklentiyi düşük tutmak en sağlıklısı.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Evet. Schengen vizesi ile giriş yapılabiliyor.

    Çantada neler olmalı?

    Su, küçük atıştırmalıklar ve biraz sabır. Şehir bazen zorlayabiliyor.

    Nerede konaklanmalı?

    Açıkçası uzun konaklama önermem. Günübirlik gezip çıkmak yeterli olabilir.

    Ne yenir, ne içilir?

    Bende kalan güçlü bir mutfak deneyimi olmadı. Standart şeyler yenip içiliyor.

    Hatıra olarak ne alınır?

    Klasik hediyelikler dışında çok akılda kalan bir şey yok. Magnet yine güvenli seçim.

    İnsanlarla iletişim nasıl?

    Mesafeli. Yardımcı olmak isteyenler var ama genel yaklaşım soğuk.

    Ne zaman gidilmeli?

    Kış dışında herhangi bir dönem daha mantıklı. Şehir zaten yeterince “soğuk”.

    Mutlaka görülmeli

    • Kültür ve Bilim Sarayı
    • Old Town (Stare Miasto)
    • Varşova İsyanı Anıtı
    • Saski Bahçeleri

    Ne kadar süre kalmalı?

    1 gün yeterli. Daha fazlası için şehir çok güçlü bir karşılık vermiyor.

  • Vilnius Seyahat Rehberi

    Vilnius Seyahat Rehberi

    Vilnius’ta akılda kalan şey şehir değil; kısa anlar ve uzun sessizlik.

    Gece Vilnius’a iniyorum. Gar küçük, sessiz ve neredeyse boş. İçeride açık yer yok denecek kadar az. Bir wifi ararken aynı dertten muzdarip üç Türk öğrenciyle karşılaşıyorum. Finlandiya’da Erasmus’talarmış.

    Kısa sürede tanışıyoruz. Gidecekleri yeri bulmaya çalışıyoruz. Harita açılıyor, rota çiziliyor, “buradan bineceksiniz” deniyor. Kısa bir süreliğine şehir anlam kazanıyor. Yalnızlık dağılıyor.

    Sonra onlar otobüse biniyor.

    Ve şehir tekrar kapanıyor.

    Vilnius sokakları
    Bir anda kalabalık, bir anda boşluk.

    İlk İzlenim

    Yürümeye başlıyorum. Haritaya göre yakın. Ama yol uzuyor.

    Bir süre sonra fark ediyorum: sokaklarda kimse yok.

    Gerçekten kimse yok.

    Ne bir araba, ne bir insan, ne bir ses.

    Durup etrafa bakıyorum.

    “Burada başıma bir şey gelse… kimse fark etmez.”

    O an yürüyüş değişiyor. Keşif olmaktan çıkıyor. Sadece varmaya çalışıyorum.

    Adımlar hızlanıyor. Düşünceler gereksiz yerlere gidiyor. Sonra kendime kızıyorum.

    “Saçmalama” diyorum.

    Ama yine de hızlanıyorum.

    Aziz Anne Kilisesi
    Şehir sessiz ama iz bırakmayı biliyor.

    Sabah olunca şehir biraz açılıyor. Ama o geceki hissin izi kalıyor. Vilnius küçük, sakin ve mesafeli.

    Şehir Deneyimi

    Şehir ikiye ayrılmış gibi. Bir tarafı düzenli ve yeşil. Diğer tarafı boşluklu ve biraz dağınık.

    İnsanlarla iletişim de benzer. Gençler iyi İngilizce konuşuyor ama orta yaş üstü neredeyse hiç bilmiyor. “go, right right” burada geçerli bir tarif yöntemi.

    Gediminas Kulesi
    Çıkıyorsun, yoruluyorsun, bir de üstüne tadilat sesi ekleniyor.

    Gediminas Kulesi’ne çıkıyorum. Manzara güzel. Ama yine klasik: tadilat.

    Şehrin en hareketli yeri Gedimino Caddesi. Orada kısa ama garip bir an yaşıyorum.

    Bir çocuk yaklaşıyor. Para istiyor. İngilizce konuşuyoruz derken bir anda Türkçe konuşmaya başlıyor:

    “Kardeşim…”

    Şaşırıyorsun. Sonra durum netleşiyor. Kısa bir gerginlik, küçük bir tersleme ve bitiş.

    Vilnius’un en “hareketli” anı bu oluyor.

    Küçük Bir Detay

    Vilnius’ta fark ettiğim küçük ama garip bir şey vardı.

    Birine teşekkür ediyorsun.

    Cevap şu oluyor:

    “Good luck.”

    İyi günler değil. İyi akşamlar değil.

    İyi şanslar.

    İlk duyduğumda direkt aklıma Hostel filmi geldi.

    Bir anlık garip bir his yaratıyor.

    Sonra fark ediyorsun ki bu burada normal.

    Belki de bu şehir için en doğru cümle bu:

    Good luck.

    Genel Değerlendirme

    Vilnius küçük bir şehir. Kendi halinde. Zorlamıyor, etkilemeye çalışmıyor.

    Bu yüzden güçlü değil ama rahatsız da etmiyor.

    Bende kalan şey şu oldu: Vilnius bir şehir değil, bir geçiş.

    Kısa bir sohbet, uzun bir yürüyüş ve bolca sessizlik.

    Yine de bu sessizliğin bir geçmişi var. Bu coğrafyanın yaşadıkları düşünülünce, bugünkü hali saygı uyandırıyor.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Evet. Schengen vizesi ile giriş yapılabiliyor.

    Çantada neler olmalı?

    Su, atıştırmalık ve sağlam bir mont. Rüzgar ciddi.

    Nerede konaklanmalı?

    Merkeze yakın bir yer yeterli. Şehir küçük.

    Ne yenir, ne içilir?

    Öne çıkan güçlü bir mutfak deneyimi yok.

    Hatıra olarak ne alınır?

    Magnet güvenli seçim.

    İnsanlarla iletişim nasıl?

    Gençler iyi, orta yaş üstü zayıf.

    Ne zaman gidilmeli?

    Yaz ayları daha mantıklı.

    Mutlaka görülmeli

    • Gedimino Caddesi
    • Gediminas Kulesi
    • St. Anne’s Kilisesi

    Ne kadar süre kalmalı?

    1 gün yeterli.

  • Riga Seyahat Rehberi

    Riga Seyahat Rehberi

    Riga güzel bir şehir ama insanı rahat bırakmıyor.

    Tallinn’den otobüsle geçiyorum Riga’ya. Güzel bir yolculuk sonrası akşam saatlerinde iniyorum. Otogarı çok uzatmadan terk ediyorum. Her şehirde aynı: garlar kötü, beklemek anlamsız.

    Otele gidip dinleniyorum. Riga’yı sabaha bırakıyorum.

    Riga Rus Ortodoks Kilisesi
    Güzel ama mesafeli bir şehir.

    İlk İzlenim

    Sabah erkenden çıkıyorum. Hava çok güzel. Güneş var ama bizimki gibi ısıtmıyor.

    İlk dikkatimi çeken şey şu: Riga, Tallinn’e çok benziyor. Ama biraz daha büyüğü gibi.

    Şehir düzenli, temiz ve korunmuş. Özellikle kiliseler ve eski yapılar iyi durumda.

    Bir kiliseye giriyorum. İçerisi dolu, insanlar ibadet ediyor. Ben fotoğraf çekmeye başlayınca rahatsız oluyorum.

    Kısa kalıp çıkıyorum.

    Bazen turist olduğun anları kendin fark ediyorsun.

    Riga Özgürlük Anıtı
    Fotoğraf çektirmek kolay, iyi fotoğraf almak zor.

    Özgürlük Anıtı’na geliyorum. Fotoğraf çektirmek istiyorum.

    Bir çifte makinayı veriyorum.

    Adam önce eşini çekiyor.

    Sonra benim fotoğrafı çekiyor.

    Sonuç: ben, asfalt ve anıtın yarısı.

    Teşekkür edip devam ediyorum.

    Şehir Deneyimi

    Riga’da gezerken iki farklı şehir görüyorsun.

    Bir tarafta düzenli, güzel ve Avrupa standardında bir şehir.

    Diğer tarafta ise sokak başlarında sarhoşlar, dilenciler ve ısrarcı insanlar.

    Bu denge biraz rahatsız edici.

    Riga sokakları
    Şirin sokaklar ama her köşe aynı hissi vermiyor.

    Gerçekten abartmıyorum.

    Her sokak başında bir sarhoş, bir dilenci ya da para isteyen biri var.

    Ve mesele sadece para istemek değil.

    Bazıları ısrarcı.

    Bazıları agresif.

    Verince gitmiyorlar, daha fazlasını istiyorlar.

    Şehir güzel ama rahat değilsin.

    Bu his sürekli arkada kalıyor.

    Bir yandan da başka bir kontrast var.

    Sokakta Lamborghini, Bentley görmek normal.

    Bir köşede sarhoş, diğer köşede milyonluk araba.

    Riga bu anlamda dengesiz bir şehir.

    Küçük Bir An

    Otogara geri döndüğümde günün en rahatsız edici anını yaşıyorum.

    Genç bir kıza sözlü taciz var.

    Ve kimse müdahale etmiyor.

    Güvenlik yok.

    Görevli yok.

    Kız kalabalığa doğru kaçıyor.

    O an şunu düşünüyorsun:

    “Burada işler ters gitse kim müdahale edecek?”

    Cevap yok.

    Genel Değerlendirme

    Riga güzel bir şehir.

    Ama huzurlu bir şehir değil.

    Görsel olarak güçlü.

    Deneyim olarak kararsız.

    Bir yanda Avrupa düzeni, diğer yanda kontrolsüzlük.

    Bende kalan şey şu oldu:

    Riga’yı sevdim.

    Ama rahat edemedim.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Evet. Schengen vizesi ile giriş yapılabiliyor.

    Çantada neler olmalı?

    Su ve atıştırmalık. Ek olarak bozuk para bulundurmak işe yarayabilir.

    Nerede konaklanmalı?

    Merkeze yakın bir otel yeterli. Ulaşım kolay.

    Ne yenir, ne içilir?

    Güçlü bir mutfak deneyimi yok. Beklentiyi düşük tutmak daha iyi.

    Hatıra olarak ne alınır?

    Magnet ve amber ürünler öne çıkıyor.

    İnsanlarla iletişim nasıl?

    Gençler iyi. Ama sokaktaki profil bazen rahatsız edici.

    Ne zaman gidilmeli?

    Ağustos–Eylül ideal. Sonrası hızlı soğuyor.

    Mutlaka görülmeli

    • Dom Meydanı
    • Riga Katedrali
    • Özgürlük Anıtı
    • Üç Biraderler Evleri
    • Kedi Evi

    Ne kadar süre kalmalı?

    1 gün yeterli.

  • Tallinn Seyahat Rehberi

    Tallinn Seyahat Rehberi


    Tallinn küçük bir şehir ama hissettirdiği şey büyük.

    Helsinki’den başlayan bir gemi yolculuğu sonrası Tallinn’e ayak basıyorum. Daha iner inmez küçük ve düzenli bir şehir olduğunu hissettiriyor. Otelim yürüyüş mesafesinde. Kısa bir yürüyüş, hızlı bir check-in ve direkt dinlenme. Gün uzun, şehir sabaha bırakılıyor.

    Viru Kapısı
    Girişten itibaren “burası farklı” diyorsun.

    İlk İzlenim

    Sabah erkenden çıkıyorum. Hava açık, güneşli. Moral yüksek.

    Old Town’a girer girmez şunu anlıyorsun: bu şehir korunmuş.

    Sokaklar dar, arabaya uygun değil. Ama zaten amaç da bu değil.

    Her şey olması gerektiği gibi duruyor.

    Bizde neden olmuyor diye düşünmeden edemiyorsun.

    Tarihi yapıların yanında barlar, tabelalar, gürültü yok.

    Yani aslında olması gereken şey var.

    Tallinn sokakları
    Tarihi korumak istiyorsan, gerçekten koruyabiliyorsun.

    Tabii bir istisna var.

    Her güzel yerde olduğu gibi burada da o tabela var.

    McDonald’s.

    Her seferinde aynı tepki:

    “Bunu buraya nasıl koyabiliyorsunuz?”

    Şehir Deneyimi

    Old Town’da yürümek ayrı bir deneyim.

    Sokaklar dar, geçitler var, avlular var.

    Bir kapıdan giriyorsun, arkasında bambaşka bir alan çıkıyor.

    Şehir katmanlı.

    Ve bunu korumayı başarmışlar.

    Alexander Nevsky Katedrali
    Güzel ama… tadilatta.

    Yine klasik sürpriz: tadilat.

    Helsinki’de başlayan, burada devam eden bir seri bu.

    Artık alışıyorsun.

    Sonra günün en iyi anlarından biri geliyor.

    St. Olaf Kilisesi.

    238 basamak.

    Dar, nefessiz ve düzensiz.

    Yukarı çıkarken bir noktadan sonra kendine şunu soruyorsun:

    “Değer mi?”

    Çıkınca cevap geliyor:

    Evet.

    Tallinn manzarası
    Çıkarken sorguluyorsun, yukarıda unutuyorsun.

    İnerken ise başka bir sahne var.

    Yaşlı bir adam merdivenleri çıkmaya çalışıyor.

    Nefes yok.

    Alan yok.

    Geçmek zor.

    Yan yana gelince kalp atışını hissediyorsun.

    Gerçekten.

    Önde eşi var, acele etmesini istiyor.

    Adamın hali belli.

    3-5 basamak sonra ne olur, kimse bilmiyor.

    İniyorsun.

    Ve şunu düşünüyorsun:

    “Ben bile zor çıktım…”

    Genel Değerlendirme

    Tallinn Baltık ülkeleri içinde en dengeli şehir.

    Ne fazla turistik, ne fazla boş.

    Ne fazla modern, ne fazla eski.

    Doğru bir denge var.

    Ve en önemlisi:

    Ruh var.

    Diğer şehirlerde gördüğüm eksik şey burada yoktu.

    Bu yüzden net söylüyorum:

    Baltık turunda en iyi şehir Tallinn.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Evet. Schengen vizesi ile giriş yapılabiliyor.

    Çantada neler olmalı?

    Su ve atıştırmalık yeterli.

    Nerede konaklanmalı?

    Merkeze yakın bir otel yeterli. Yürüyerek geziliyor.

    Ne yenir, ne içilir?

    Beklentiyi düşük tutmakta fayda var.

    Hatıra olarak ne alınır?

    Ahşap ürünler ve Vana likörü öne çıkıyor.

    İnsanlarla iletişim nasıl?

    Oldukça iyi. Yardımcı ve sıcaklar.

    Ne zaman gidilmeli?

    Yaz ayları en rahat dönem.

    Mutlaka görülmeli

    • Viru Kapısı
    • St. Olaf Kilisesi
    • Kiek in de Kök
    • Alexander Nevsky Katedrali

    Ne kadar süre kalmalı?

    1–2 gün ideal.

  • Helsinki Seyahat Rehberi

    Helsinki Seyahat Rehberi

    İlk İzlenim

    Şehirde yürümeye başladığım anda şunu fark ediyorum: burada acele yok. İnsanlar sakin, hatta biraz ürkek. Bir şey sorduğunda hafif bir irkilme hissediyorsun. Bunun nedenini tam çözemiyorum. Belki ben yabancıyım, belki onlar fazla içine kapalı, belki de gerçekten böyledir.

    Tren garına geliyorum. O meşhur heykeller… ama yine klasik: tadilat. Bu seyahatin değişmeyen teması olacak gibi. Finlandia Hall, Parliament House… hepsi düzenli, hepsi temiz. Ama bir noktadan sonra aynı his oluşuyor: her şey doğru ama eksik.

    Finlandia Hall
    Her şey doğru ama bir şey eksik.

    Şehir Deneyimi

    Yürüyerek gezmek burada ayrı keyifli. Çünkü şehir sana direnç göstermiyor. Ne kalabalık var, ne kaos, ne gürültü. Sadece yürüyorsun. Ve düşünüyorsun. Bu şehirde yürümek biraz da zihninle baş başa kalmak gibi.

    Töölönlahti Gölü’ne geliyorum. Koşan insanlar, yürüyenler, bisiklet sürenler… her şey olması gerektiği gibi. Ördekler bile. Ama ilginç olan şu: seni umursamıyorlar. Gerçekten hiç.

    Bir süre sonra anlıyorsun: burada herkes kendi halinde. Sen de dahil.

    Töölönlahti gölü
    Huzur burada biraz fazla.

    Yürümeye devam ediyorum. Kıyı şeridi, parklar, mezarlıklar… şehir sana sürekli aynı şeyi söylüyor: rahat ol. Ve sonra küçük bir sahne: kazlar yolu kesiyor, bir kadın gülümsüyor, kimse paniklemiyor. Çünkü burada panik yok.

    Küçük Gözlemler

    Bazı detaylar var ki akılda kalıyor. Mesela kapı önlerindeki fırçalar. Adını koyuyorum: “Ayak-Fırç”. Ne için kullanıldığını tam bilmiyorum ama var. Ve bu yeterli.

    Bir de insanlar. Köpekler sana daha hızlı bağ kuruyor. Sahipleri şaşırıyor. Sen şaşırmıyorsun.

    Helsinki sokakları
    Düzenli, temiz… ve mesafeli.

    Sonra şehrin diğer yüzü geliyor. Liman.

    Kalabalık. Gürültü. Sarhoş insanlar. Sigara dumanı.

    Ve bir anda o “kusursuz şehir” hissi kırılıyor.

    Helsinki’nin en kötü yeri: limanı.

    Genel Değerlendirme

    Helsinki iyi bir şehir. Hatta çok iyi. Ama zor bir şehir. Çünkü sana bir şey dayatmıyor. Ne sevdirmeye çalışıyor, ne etkilemeye. Sadece var.

    Bu yüzden his şu oluyor: saygı duyuyorsun ama bağ kurmak zaman alıyor. Belki de mesele şu: Helsinki’yi gezmek değil, alışmak gerekiyor.

    Pratik Bilgiler

    Vize gerekli mi?

    Evet. Schengen vizesi ile giriş yapılabiliyor.

    Çantada neler olmalı?

    Su, atıştırmalık ve sağlam bir mont şart.

    Ne yenir, ne içilir?

    Güçlü bir mutfak deneyimi yok.

    İnsanlarla iletişim nasıl?

    Mesafeli ama saygılı.

    Ne zaman gidilmeli?

    Yaz ayları en ideal dönem.

    Ne kadar süre kalmalı?

    1 gün yeterli.

  • Bergen Seyahat Rehberi

    Bergen Seyahat Rehberi

    Bergen Seyahat Rehberi
    İskandinav ülkelerine yaptığım gezimin son durağı olan Bergen’e sabahın çok erken saatlerinde geldim. Oslo’dan bindiğim trende yolculuk gayet güzel geçmişti yolda gördüğüm doğal güzellikler olsun ıssızlığın en üst noktasındaki geniş düzlükler olsun gerçekten çok güzel bir görsel şölendi. Bergen’e geldiğimde ilk dikkatimi çeken havanın daha soğuk olması ve yağmurun çok yakın bir zamanda yağacak olmasıydı ki tahminlerim doğru çıktı. (daha&helliip;)

  • Oslo Seyahat Rehberi

    Oslo Seyahat Rehberi

    Oslo Seyahat Rehberi
    Oslo gelişmişliğin simgesi haline gelmiş, huzur ve sakinliğin yegane temsilcisi, Norveç’in başkenti, nezih bir şehir. Burada yine şehir derken aklıma bizim şehirlerimiz geliyor ve düşünüyorum doğru kelime bu mu acaba diye. Kopenhag’dan gelirken Norwegian havayollarının üç buçuk saatlik rötar yapması sonucu şehire çok geç gelmem, Oslo’daki ilk günümü heba etsede hevesimi kaçırmaya yetmedi. Havaalanından express trene binip direkt Oslo’ya ulaşıyorum. Otelim gara çok yakın olduğu için az biraz yürüyerek otelime ulaşıyorum. Bacaklarımdaki ağrılar nedeniyle ertesi güne dinlenmiş başlamak için otelde istirahat ediyorum. Çünkü kolay değil kocaman bir seyahat planım var Oslo’da! (daha&helliip;)

  • Kopenhag Seyahat Rehberi

    Kopenhag Seyahat Rehberi

    Kopenhag Seyahat Rehberi
    Kopenhag, Stockholm’den sonraki durağım. Çok iyi sayılmasada iyi sayabileceğim tren yolculuğumdan sonra Kopenhag’a geldim. Kopenhag, Danimarka’nın başkenti olup, 1.2 milyon nüfusa sahitir. Dil Danca fakat halk İngilizce’yi oldukça iyi konuşuyor. Kopenhag, -Danca diliyle København- dünyadaki en mutlu insanların yaşadığı söylenen, huzurlu mu huzurlu, sakin mi sakin bir liman şehri. Zaten adıda “Ticaret Limanı” anlamına gelen, Koben (tüccar) ve Havn (liman) kelimelerinden alır. Uzun zamandır merak ettiğim bu güzel şehri gezmek için sabırsızlanarak otelimi aramaya başlıyorum. Gece saatlerinde indiğimden direkt otele gidiyorum ve ertesi sabah için enerji toplamaya başlıyorum. (daha&helliip;)

  • Stockholm Seyahat Rehberi

    Stockholm Seyahat Rehberi

    Stockholm Seyahat Rehberi
    Bu güzel şehir ile ilgili söylenecek o kadar çok şey varki nereden başlasam bilemiyorum. Dünyanın en yaşanılası şehirlerinden biri olan Stockholm ve Viking tarihi her zaman ilgimi çekmiştir. Uzun bir zamandır gitmek istediğim İsveç için planlarımı 1 Haziran 2014 de yaptım ve biletlerimi aldım. Bayram tatili olan Temmuz ayında yolculuğa çıkacak şekilde ayarladım. Vikinlerin topraklarına gidiyordum ve meşhur Viking gemilerinden tutunda Vikinglerin en eski yerleşim birimi olan Gamla Stan’ı görecektim. (daha&helliip;)

  • Berlin Seyahat Rehberi

    Berlin Seyahat Rehberi

    Berlin Seyahat Rehberi
    Ampelmann’dan tutun birasına, grafitilerinden duvarına, mermi izleri olan kocaman sütunlarından, muhteşem müzelerine kadar Berlin gezilmesi gereken çok düzenli ve çok güzel bir şehir. Almanya’nın hemen hemen tüm şehirleri için çok temiz, çok düzenli ve muntazam denir biliyorsunuz. Ama Berlin, sanki hepsinden daha düzenli bir şehir gibi görünüyor. Bildiğiniz gibi, Almanya iki dünya savaşı geçirdi. Fakat almanlar, nasıl bir disiplin ve sabırla çalışmışlar ki bu kadar olumsuzluğa rağmen avrupanın en büyük ekonomisine ve muhteşem şehirlere sahipler. Berlin, bu şehirlerin başında gelen, Almanya’nın başkenti ve benimde ilk seyahat ettiğim Alman şehri. (daha&helliip;)

  • Amsterdam Seyahat Rehberi

    Amsterdam Seyahat Rehberi

    Amsterdam Seyahat Rehberi
    Amsterdam hayatımda gördüğüm en fazla bisikletin olduğu şehir. O kadar fazla bisiklet var ki inanamazsınız her yerden bir bisikletli, her köşede bir bisiklet park edilmiş durumda. Devasa bisiklet parkları da cabası. Sırf bu bile benim için hayranlık duymama yeterli oldu. Her ne kadar her şeyin serbest olduğu bir şehirde mutlaka taşkınlıklar yaşanır ve sorunlar ortaya çıkar diye düşünsem de, Amsterdam bu tezimi çürütüyor. (daha&helliip;)

  • Brüksel Seyahat Rehberi

    Brüksel Seyahat Rehberi

    Brüksel Seyahat Rehberi
    Brüksel görmeyi çok istediğim şehirler arasında listenin başlarında bir şehirdi. Neden derseniz çok sevdiğim çocukluk arkadaşımın yaşadığı yer olmasıydı. Konuşmalarımızda hep överek bahsettiği, bazende kötülediği bir şehir idi. Brüksel avrupanın önemli şehirleri arasında yer alıyor. Gerek tarihi gerekse UNESCO mirası meydanları ile etkileyici bir şehir olmayı başarıyor. (daha&helliip;)

  • Brugge Seyahat Rehberi

    Brugge Seyahat Rehberi

    Brugge Seyahat Rehberi
    Sakin mi sakin küçük bir Belçika kasabası olan Brugge bana sorarsanız Brüksel’den daha güzel. Çünkü Brugge, şehir gibi değil daha çok yazlık gibi bir yer. Yeşilin hemen hemen her tonunun olduğu, yeşillikleri ve yağmuru bol olan tertemiz bir yerleşim yeri. Buraya geldiğinizde aklınıza gelen ilk şey “huzur” olacak, hemen ardından rahatlama ve sakinlik gelecek. (daha&helliip;)

  • Paris Seyahat Rehberi

    Paris Seyahat Rehberi

    Paris Seyahat Rehberi
    Üzerine defalarca kez konuşulmuş efsane şehir Paris’deyiz. Söylenecek o kadar şey var ki ama bunların birçoğu defalarca kez söylendiği için size söylenmeyenleri söylemeye çalışacağım. Mesela Paris ile ilgili sıklıkla duyduklarımız Eyfel, Şanzelize Caddesi, Zafer Takı, aşk şehri vs. diye devam eder. Evet bunlar çok önemli tabiki ama çok daha önemli bir yanı daha var Paris’in o da müzeleri. Birçok avrupa ülkesinde özelliklede heykel bakımından bu kadar çok eseri bir arada görmeniz çok zor. O kadar zengin müzeleri var ki Paris’in gezerken diğer tüm yerleri unutuyorsunuz. (daha&helliip;)

  • Bournemouth Seyahat Rehberi

    Bournemouth Seyahat Rehberi

    Bournemouth Seyahat Rehberi
    Stonehenge gezimden sonra dahada güneye gidip, İngiltere’nin güney sahillerinde gezmek istedim. Hemen internetten küçük bir araştırma yaptım ve yolumu çizdim Bournemouth’a gidiyordum. Tabiki her zaman olduğu gibi herhangi bir plan program, bilet, rezervasyon vs. yoktu. Sadece ben ve yollar… yani tam sevdiğim tarzda devam ediyordum. (daha&helliip;)

  • Salisbury Seyahat Rehberi

    Salisbury Seyahat Rehberi

    Salisbury Seyahat Rehberi
    Cardiff’de otelde internetten baktım ve nasıl gidiliyormuş öğrendim. Stonehenge, Salisbury düzlüğünde bulunan bir yermiş. Sabah direkt trene bindim ve Salisbury’nin yolunu tuttum. Her zamanki güzel tren yolculuğundan sonra küçük bir kasaba gibi olan daha doğrusu bizde şehir mantığından çok uzak temiz güzel bir yerleşim birimine geldim. Tren garının hemen çıkışında kalkan Stonehenge otobüsünü gördüm. Görevlilerden fiyatlarla ilgili bilgiyi aldım ve hemen hızlı bir internet araştırmasından sonra bu otobüslerin oraya giden tek otobüs olduğunu diğer ulaşım araçlarının özel araç yada bisiklet, motorsiklet vb. olduğunu öğrendim. Zaten 8£ gibi çok makul olan bir rakama götürüyorlar.
    (daha&helliip;)

  • Cardiff Seyahat Rehberi

    Cardiff Seyahat Rehberi

    Cardiff Seyahat Rehberi
    Cardiff Birleşik Krallıktaki krallıklardan birisi, Birleşik krallığa geçmeden önce adıda Galler Krallığı olarak biliniyordu. Birçok kaynakta halen Galler’in başkenti Cardiff diye geçer. (Bknz. Vikipedi) İnsanları ingiliz olarak kabul etmezler kendilerini anladığım ve yaptığım araştırmalara göre çok sevmiyorlar ingilizleri. Tarihte gördükleri zulüm nedeniyle ingilizlerle çok iyi değiller. Oldukça sıcak ve eğlenmeyi bilen insanların olduğu, günün hemen hemen her saati caddeler insanların olduğu ama özellikle 21:00-22:00 saatlerinden sonra dahada kalabalıklaşan küçük güzel bir şehir. Londra’dan 2 saatlik bir otobüs yolculuğu ile gelinebildiği gibi trenlede gelebiliyorsunuz benim yaptığım gibi. Ve size tavsiyem mutlaka trenle gidin heleki Liverpool’dan gelecekseniz mutlaka trenle gelin. Neden derseniz hayatımın en huzurlu ve en güzel tren yolculuğuydu. Hiç unutamayacağım kadar güzel ve huzurluydu. Yolda geçtiğiniz yerleşim birimleri o doğa ve temiz hava tek kelimeyle mükemmeldi. Bu kadar güzel bir yolculuktan bahsetmeden Cardiff seyahat rehberi olmazdı.
    (daha&helliip;)

  • Liverpool Seyahat Rehberi

    Liverpool Seyahat Rehberi

    Liverpool Seyahat Rehberi
    Londra, Manchester derken sıradaki durağım Liverpool. Bu kez durağımız değil durağım çünkü bundan sonraki duraklarda yalnızım. Burası klasik bir ingiliz şehiri ve birazda Manchester’a benziyor. Tabii bu benzerliği çok fazla değil özellikle yolun ortasında go home diye bağıran bir kitle yok bunun yerine kapı önlerinde dik bakışlı, gruplar var. Ama herhangi bir sözsel saldırı yok sadece bakışlar mevcut. Manchester’da yaşanan kötü tecrübelerden sonra önyargılı davranmamaya özen göstererek şehrin sokaklarını gezdim. (daha&helliip;)