Viyana Seyahat Rehberi

Viyana’yı insan daha gelmeden büyütüyor. Tarihi, adı, ünü derken gözünde başka bir yere dönüşüyor. Belki mesele de burada başlıyor; çünkü gidince gördüğün şehirle kafanda kurduğun şehir tam olarak aynı olmuyor.

Bratislava’dan Viyana’ya doğru yola çıkıyorum. Yol gerçekten çok güzel. Tarlalar, düzenli evler, sakinlik ve iki şehir arasında neredeyse fark edilmeyen bir geçiş hissi… Zaten iki ülke arası mesafe kısa, Avrupa Birliği içinde yolculuk edince sınır duygusu da iyice siliniyor.

Camdan dışarı bakarken şu düşünce aklıma takılıyor: Bu yol üzerinde yaşayan insanlar, benim hayran hayran izlediğim manzaraların içinde her gün yaşıyor. İnsan bazen başkasının sıradan hayatına bile imrenebiliyor.

Birkaç saat sonra Viyana’ya varıyorum. Tarih kitaplarında adı sürekli geçen, Osmanlı’nın kapılarına kadar geldiği o şehir artık benim de yürüyüp bakacağım bir yer olmuş durumda. Bu kısmı uzatmak istemiyorum ama Viyana’nın tarihsel ağırlığı, şehre gelmeden önce insanın beklentisini zaten yeterince yükseltiyor.

Otobüsten indiğim yer merkezden uzaktı. Metroya geçip offline harita yardımıyla kalacağım yere doğru ilerledim. Metro işi zaten Avrupa’da alıştığımız kadar kolay. Yolda birkaç Türk’e denk geldim; ama herkes kendi halinde, kimsenin kimseyle ilgilendiği yok.

Otele vardığımda hava kararmıştı ve şehir garip derecede sessizdi. Öyle “in cin top oynuyor” hali bile değil; top mop da yok. Son topu atan Osmanlı olabilir diye düşünüp kendi kendime güldüm. Sessizlik normalde güzel bir şeydir ama yabancı bir şehirde ilk gece olunca insana az biraz tedirginlik de veriyor.

Otel kısmı çok parlak değildi. Resepsiyondaki görevliyle iletişim ayrı bir mücadeleye dönüştü. Neyse ki bu fasıl uzun sürmedi ve ultra küçük ama ekonomik odama geçip, yorgunluktan direkt yatağa yığıldım.

Viyana şehir görünümü
Viyana’nın adı büyük; şehirle kurduğun ilişki ise beklentine göre değişiyor.

İlk Sabah: Güzel Ama Mesafeli

Sabah dışarı çıktığımda geceki tedirginlikten eser kalmamıştı. Hava açıktı, şehir aydınlıktı ve ilk birkaç dakikada karşıma çıkan binalar Viyana’nın neden bu kadar övüldüğünü göstermeye başlamıştı.

Gerçekten çok güzel yapılar var. Hatta bazen öyle bir noktaya geliyor ki, “Burada çirkin bina yapmamaya özel bir gayret mi göstermişler?” diye düşünüyorsunuz. Ama işin ilginç tarafı şu: Bir süre sonra bu güzellik bile alışkanlığa dönüşüyor. Çünkü Viyana sizi sürekli etkilemeye çalışan bir şehir değil; daha çok belli bir standardı zaten kurmuş ve onun içinde yaşamaya devam eden bir şehir gibi.

Viyana'da tarihi yapı
Viyana’da güzel bina görmek zor değil; zor olan, bir süre sonra buna alışmamak.

Aziz Stefan Katedrali, Parlamento Binası, Burgtheater, Hofburg çevresi… Bunların her biri etkileyici yapılar. Özellikle korunmuşluk hissi insana ister istemez saygı uyandırıyor. 1147’de yapılmış bir yapının hâlâ bütün heybetiyle karşında durması, insanı sadece estetik olarak değil, kültürel olarak da düşündürüyor.

Ama bir yandan da şunu hissettim: Viyana çok güçlü bir şehir olabilir, ama bende beklediğim kadar büyük bir etki bırakmadı. Güzel, düzenli, tarihi, ağırbaşlı… Hepsi tamam. Ama bazen bir şehir yalnızca “iyi kurulmuş” olduğu için insanı büyülemiyor.

Merkez, Kalabalık ve Fazla Düzen

Şehir merkezinde fazla oyalanmadım. Çünkü bilindik Avrupa merkezi hissi burada da var: düzenli sokaklar, turist akışı, mağazalar, tarihi binalar, at arabaları, müzeler… Her şey yerli yerinde. Belki de sorun tam burada; fazla yerli yerinde olması.

Bir de şu at arabaları meselesi var. Nostaljik diye sevilen şeylerin bazen daha yakına gelince o kadar da romantik olmadığını hatırlatıyor insana. Görüntü güzel, fikir hoş ama koku kısmı aynı derecede etkileyici değil.

Kunsthaus ise şehirde beni en çok ilgilendiren yerlerden biri oldu. Çünkü Viyana’nın genel düzenli, simetrik ve kontrollü yapısının içinde bir anda ters köşe yapan bir mimariyle karşılaşıyorsunuz. Yamuk, farklı, eğri büğrü ve bu yüzden daha canlı.

Kunsthaus Vienna
Şehrin fazla kontrollü düzeni içinde, biraz tuhaf olan şey daha akılda kalıyor.

Hofburg İmparatorluk Sarayı, Maria Theresa heykeli, Natural History Museum, Mumok… Liste uzayıp gidiyor. Görülecek yer çok. Burada sorun seçenek azlığı değil, tam tersine fazlalığı. Eğer müze seviyorsanız Viyana sizi uzun süre meşgul edebilir.

Ama ben yine aynı noktaya dönüyorum: Şehir çok iyi kurulmuş, çok iyi korunmuş, çok iyi paketlenmiş. Fakat bazen bu kadar yapı, bu kadar taş, bu kadar anıtsallık insana az biraz boğucu da gelebiliyor. Bende öyle oldu.

Sonuç: Beklentiyi Ayarlamak Gerek

Viyana düşündüğüm kadar etkilemedi beni. Güzel binaları var, güçlü müzeleri var, tarih zaten fazlasıyla var. Ama bunlar Avrupa’nın başka şehirlerinde de var. O yüzden Viyana’yı gözümde fazla büyüttüğüm için, şehir bana biraz daha mesafeli göründü.

Bana en çok hissettirdiği şey şu oldu: Viyana’ya çok büyük beklentiyle gitmeyin. Güzel bir Avrupa başkenti, evet. Ama her Avrupa başkenti kadar güzel. Bende bıraktığı his, “çok iyi ama beni sarsmadı” oldu.

Eğer bir gün yeniden gidersem bu kez merkezden daha çabuk uzaklaşırım. Çünkü bence işin rengi orada değişiyor. Avusturya’nın kırsalı, daha sakin ve daha doğal tarafı, şehir merkezinden daha fazla şey vaat ediyor olabilir.

Viyana sokakları
Viyana’yı sevmek zor değil; ama herkesin düşündüğü kadar etkilenmek de şart değil.

Yine de gidilmeli mi? Evet, kesinlikle gidilmeli. Opera izlenmeli, müzeler gezilmeli, şehir merkezinin dışına çıkılmalı. Benim yapamadığım bazı şeyler sizde asıl etkiyi yaratabilir. Belki mesele de budur; bazı şehirleri tam anlamak için ikinci bir şans gerekir.

Pratik Bilgiler

Vize gerekli mi?

Evet. Schengen vizesi ile giriş yapılabilir.

Çantada neler olmalı?

Her zamanki gibi su, küçük atıştırmalıklar ve rahat yürüyüş için uygun ayakkabı yeterli olur.

Nerede konaklanmalı?

Ben ekonomik bir otelde kaldım. Grup halinde gidiliyorsa hostel seçeneği daha mantıklı olabilir.

Ne yenir, ne içilir?

Ben bu seyahatte daha pratik beslendim. Ama kahve konusunda şehir güçlü bir izlenim bırakıyor.

Hatıra olarak ne alınır?

Julius Meinl kahveleri iyi bir seçenek olabilir. Ben yine klasik çizgimden sapmayıp magnet aldım.

İnsanlarla iletişim nasıl?

Çok uzun sohbetlerim olmadı ama genel olarak yardım isteme konusunda bir sorun yaşamadım.

Ne zaman gidilmeli?

Bahar ayları en rahat dönem gibi görünüyor.

Mutlaka görülmeli

  • Hofburg İmparatorluk Sarayı
  • Aziz Stefan Katedrali
  • Parlamento Binası
  • Kunsthaus Wien
  • Maria Theresa Anıtı
  • Natural History Museum
  • Mumok
  • Albertina Müzesi

Ne kadar süre kalmalı?

Bence 2 gün minimum. Şehir merkezi dışında yerlere de gidilecekse 3–4 gün daha mantıklı olur.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.